Röportajlar

Röportajlar

Mehmet Yıldırım ile Dalış Üzerine

03.04.2012

Mehmet Yıldırım 2003 yılından beri dalış sporuyla uğraşıyor. 9 yıllık süre içinde birçok kursa katıldı eğitim aldı, yurt içi ve yurt dışı dalış gezileri yaptı. Aynı zamanda eğitmenlik de yapan Mehmet, tüm tatillerini dalış yaparak geçirmeye çalışıyor.

 

Dalış sporuyla ilgilenmeye ne zaman ve nasıl başladın?

Denize karşı ilgim çok küçük yaşlarda başladı, dolayısıyla dalışa olan ilgim de o yıllarda oluştu diyebilirim.  İlk olarak, nefes tutmaya dayalı olan  ve “serbest dalış” olarak  adlandırılan branş ile başladım. “Tüplü Dalış” sporuna  ya da diğer bilinen adıyla Scuba’ya ise 2003 yazında Bodrum’da başladım. Sonraları Scuba kulüplerinin kurslarına katılarak pek çok yurt içi ve yurt dışı dalış gezileri yaptım, eğitimler aldım, zaten bir daha da bırakamadım.

Aynı zamanda eğitmenlik de yapıyorsun, keyifli mi?

Dalış aslında tam bir disiplin, organizasyon ve ekip işi. Dalış süresince de ekip olarak hareket ediyor, sualtının keyfini gruplar halinde çıkartıyoruz.
Dalış eğitimleri de belli seviyeler üzerinden belirlenmiş durumda. İlk seviyelerde dalıcı olarak sualtının keyfini sadece balıkları seyretmek ya da sualtında yerçekimsizlik hissi ile çıkarırken , dalış liderliği ve eğitmenlik bence keyfin biraz daha arttığı taraf oluyor. İnsanların sualtı ile tanıştıkları o ilk dakikalarda yanlarında olmak ve onlara rehberlik etmek, macerayı paylaşmak oldukça keyifli. Ayrıca gezi organizasyonlarına  katılarak sosyal çevreniz genişliyor, dalış eşiniz (buddy) olacak  pek çok kişiyle de tanışıyorsunuz.

Şimdiye kadar dalış yaptığın en güzel yer neresiydi ve en çok nerede dalış yapmayı istersin?

Dünya’da Kızıldeniz, dalış sporu için; gerek dalış sırasında görebileceğiniz sualtı canlılığı açısından gerekse deniz suyu sıcaklığının her zaman dalış sporu için uygun olması açısından, oldukça üst sıralarda yer alan bir lokasyon.. Malezya, Avustralya, Endonezya, Küba önde gelen diğer favori bölgeler. Ülkemizde özellikle Ege ve Akdeniz kıyıları dalış için oldukça elverişli. Benim favorim ise Kaş- Antalya. Aslında pek çok dalış yapmak istediğim lokasyon var ama bir sonraki hedefim Avustralya’da bulunan Great Barrier Reef de diyebiliriz.

Dalış sporu tehlikeli midir? Hangi mevsimde başlamak daha avantajlıdır?

Tüplü dalış, genel yanlış kanının aksine oldukça güvenli bir spor(Hayır köpekbalığı görmedim veya vurgun yemedim J). Önemli olan ve eğitimlerin asıl hedefi,  dalış sporunun belli bir disiplin ve organizasyon içinde yapılması gerektiği. Dalış, kural ve limitlere uyulduğu takdirde oldukça güvenlidir. Aslında dalış sporuna istediğiniz zaman başlayabilirsiniz, yıl boyunca pek çok farklı bölgeye dalış aktiviteleri düzenleniyor. Yeni başlayacaklar, hem deniz suyu daha sıcak olduğundan,  hem de sualtındaki görüş mesafesinin daha iyi olacağından yaz mevsimini tercih edebilirler.

Bu sporu yapmanın belli koşulları var mıdır? Başlamak isteyenlere, ilgilenenlere neler önerirsin?

Tüplü dalışa başlamak için sağlık koşullarının uygun olması ve en az 14 yaş sınırı gerekiyor, herhangi bir üst yaş sınırı ise söz konusu değil. Sağlık koşullarını biraz açmamız gerekirse; kendinizi iyi hissediyor olmanız yeterli, ancak daha güvenli bir başlangıç için sualtı hekimliğinden de dalış sporuna yönelik kontrolden geçebilirsiniz. Başlamak isteyenlere, ilgilenenlere ise bu sporu kesinlikle yapmalarını tavsiye ederim, dalış sırasında dış dünyayla ilginiz tamamen kesiliyor ve bu süre boyunca sualtı dünyasına kapılıp gidiyorsunuz.

 

Röportajlar

Saim Gürses ile Dans Üzerine

14.10.2011

Saim Gürses için dans sporu üniversitede 2007 yılında başladı. Bu spor zaman içerisinde vazgeçilemeyen bir hobi ve sonunda bir yaşam tarzına dönüştü. 10 yıllık süre içerisinde birçok festivale, gösteriye, yarışmaya katılan ve ödüller alan Saim hala dans yaşantısına yoğun bir şekilde devam ediyor.

 

Dans ile profesyonel olarak ne zaman ilgilenmeye başladın? Nasıl başladın?

2001 yılında İTÜ Maçka Dans Kulübü’nde dansla hiç ilgilisi olmayan biri olarak başladım. 2007 yılına kadar İTÜ Maçka Dans Kulübü bünyesinde yönetim kurulunda görev aldım ve başkanlık görevi yaptım. Kulübün gösteri grubunda okulumuzu çeşitli festivallerde teslim ettik. Başlamam şöyle oldu, tamam üniversiteye geldim her Türk gencinin düşündüğü gibi sosyalleşeyim bari dedim ve başladım.

Özellikle ilgilendiğin bir dans türü var mı?

Uluslararası Latin Dansları benim ilgi alanıma giriyor. Bu dans türleri Cha Cha, Samba, Rumba, Paso Doble ve Jive’dır. Bunların haricinde sosyal Latin dansları olan Salsa, Merenque, Bachata, Rueda gibi dans türleriyle de ilgileniyorum.

Şimdiye kadar hangi yarışmalara katıldın? Yarışmalara nasıl hazırlanıyorsunuz?

Bu zamana kadar yoğunlukla 2007 yılında yarışmalara katıldım. E Klas Latin Dansları’nda Türkiye şampiyonluklarım oldu. D klasta ise finale kalmıştım. Önümüzdeki dönemde ise B klastan yarışıyor olacağım.

Yarışmalara katılmak için öncelikle istikrarlı olmanız gerekiyor, tabi dans partnerinizin de bu konuda çok istekli olması gerekiyor. Bunun yanında minimum 6-12 ay arası çalışmak, özel ders almak gerekiyor. Yarışma dönemi yaklaştığında da dans kıyafetlerimiz dikiliyor ve sahneye yakışır bir şekilde dans ediyoruz.

Katıldığın yarışmalarda aklında kalan bir olay, anı vs. var mı?

Anneler Günü’nde Boğaziçi Üniversitesi’nde yine bir yarışma vardı, annem ve teyzem ilk defa dansımı orada izlemeye geldiler. Biz de partnerimle beraber o yarışmada ilk defa E Klas Türkiye şampiyonu olduk. Benim için çok güzel bir gündü, aldığım kupayı aileme hediye etmiştim.

Yakın gelecekte neler hedefliyorsun?

Partnerimle beraber milli sporcu olarak yurtdışında ülkemi temsil etmek istiyorum.

Dansa başlamak isteyenlere, ilgilenenlere neler önerirsin?

Genelde şu söylenir: “Ben yapamam.” Bu bir önyargı, önemli olan müziği içinizde hissetmeniz ve bunu vücut hareketleriyle dışarıya vurmanız. Dansın hangi türünü yaparsanız yapın tek yapmanız gereken biraz çalışmak. İlgili kişiler Google’a dans okulu yazsın ve ilk adımı atsın.

 

Röportajlar

Cenk Fırat ile Yelken Üzerine

18.10.2010

Cenk Fırat, içindeki yelken sevgisini 30’undan sonra keşfeden biri. Hobi olarak başladığı yelken sporuna Levent Özgen gibi Türkiye’de duayen olmuş biriyle devam edince kendini bir anda bir yarış takımında buldu. Moda’da çocukluktan başlayan ve yıllardır ayrılmayan bir ekip olan Fairwind sayesinde yelken yarışlarına sürekli katılır ve derece alır hale geldi. Eşiyle beraber bu sporu yapması onun için büyük avantaj oluyor. Böylece hafta sonlarını ailecek tekne üstlerinde geçiriyorlar.

Yelken sporuyla ilgilenmeye ne zaman başladın ve nasıl başladın?

Aslında belki içimizde çok daha önceleri yeşeren fakat 5 sene önce ortaya çıkan bir hobi oldu yelken bizim için. Üniversite grubundan arkadaşlarımızla otururken bir anda herkesin “Hadi yelken yapalım, biz niye yelken yapmıyoruz? ” sözleriyle harekete geçtik. O ana kadar aramızda tek laf etmemiştik ama o an herkes sanki hazırlıklıymış gibi bir anda başlayalım dedi. Etrafımızda bu işi yapan insanlardan destek alarak  ve beraber ders alarak bu işe başladık. İlk başlangıç amacımız tamamıyla yelken kullanmayı öğrenme, boş zamanlarımızda yelken kullanma üzerineydi. İlk başta da öyle oldu. Hafta sonları çıktık, yaz tatillerini yelkenli ile yaptık. Fakat git gide yarışlar daha çok vaktimizi almaya başladı.

Neden Yelken?

Belki biraz çevreden dolayı yelkenli ama seçimimden çok memnunum. Denizin vermiş olduğu bir huzur, bir enginlik var. Deniz üzerinde herhangi bir motor yada ekipman gürültüsü olmadan da gidebileceğiniz tek araç yelkenli. İş hayatında çokça karşımıza çıkan stresin tam bir düşmanı bence.

Yarışlara nasıl hazırlanıyorsunuz?

Bizim ekibimizin biraz da özelliği gereği çok zorunlu antrenman veya özel hazırlık programlarımız yok. Ekibimizde bulunan insanlar bu işi 30-35 seneden beri yapan, Türkiye’de hatırı sayılır, bu işin duayeni diyebileceğimiz insanlar. Bazen sadece gözleriyle haberleştikleri bile olabiliyor.  Her zaman tek bir hedefimiz var, bu işten mümkün olduğunca çok zevk almak. Yarış öncesi konuşmalarımızın çoğu yarıştan daha çok teknede hazırlayacağımız yemek menüsü üzerine oluyor.

Sizi iyi bir takım yapan nedir? Yarış esnasında başınıza gelen ilginç bir olaydan bahseder misin?

Bence bizim takımın en iyi özelliği kişilerin herhangi bir başarı kaygısı gütmeden, gerçekten bu işi zevk almak istedikleri için yapmalarıdır. Yelkende OCS diye bir ceza vardır. Eğer start düdüğünden önce start hattının ilerisine geçmişseniz OCS sayılırsınız ve yarış dereceniz geçerli olmaz. Böyle bir durumda genelde ferdi geri çağırma yapılmaz , yarış komitesi OCS bayrağını asar. Bunu gören tekneler kendilerini tespit edip yeniden start vermekle yükümlüdürler. Ayrıca yarış sonunda finiş hattından geçerken yarış komitesi size düdük çalmaz ise sizin yarışınızı geçerli saymadığını size bildirmiş olur. Buradan da OCS olduğunuzu anlayabilirsiniz. Yarışın birinde farkında olmadan OCS olmuşuz, tam finiş vermek üzereyken herkes 1 mi 2 mi diye konuşurken finiş hattından geçtik ve teknemize düdük çalınmadı. O anda OCS olduğumuzu anladık fakat herkes sanki ağız birliği etmişçesine, “Olsun çok güzel yarıştık ya, çok da zevk aldık” dedi. Sonra bir de baktık ki bizi geçecek olan tekneler birbirlerini protesto etmişler. İkisi de diskalifiye olunca OCS olmamıza rağmen haftayı birincilikle kapadık.

Yakın gelecekte neler hedefliyorsunuz?

Tekne ve deniz güzel bir hobi bence. Bunu devam ettirmek isterim. Yakın gelecekte olmasa bile üstünde vakit geçirebileceğimiz, gezebileceğimiz bir tekne almak istiyoruz.

Bu sporda kullanılan ilginç terimler var mıdır?

Yelken sporunun içinde kullanılan terimler çok ilginç olmasa bile sporcuların kendilerinin ürettikleri ve kullandıkları birçok ilginç terime rastlayabilirsiniz. Bunlardan ilk aklıma gelen “Haydar”  olsa gerek. Nereden geldiğini pek bilmesem de hangi teknede olursam olayım, bir çok sporcuda duyduğum bir laf bu. Örneğin; yunus balığını çağırırken kullanırlar “Haydar gel” diye, ya da teknelerin bazıları yanlış yöne giderken;  “Haydar’lara gidiyor” derler. Ya da yarış esnasında ileride rüzgarsız kalan ve bir arada duran tekneleri görünce “Haydar’larda parti var” derler.

Bu spora başlamak isteyenlere, ilgilenenlere neler önerirsin?

Özellikle son 2 senede bu sporu geniş kitlelere ulaştırabilmek için bir çok kurum görev yapıyor. Bence hemen bu kurumlarla anlaşıp bu işe başlayabilirler. Dışarıdan görüldüğü gibi pahalı bir spor değildir yelken yapmak. Kıyafeti, donanımı biraz özeldir bunlara para harcarsınız ama bunları da uzun süreler kullanabiliyorsunuz. Ama hiç bir zaman şunu akıldan çıkarmamak gerekir. Doğaya hükmedemeyiz. O yüzden her zaman dikkat, kendini emniyete alma bu spordaki olmazsa olmazlardır.